TÜRKİYE ’NİN BAĞIMSIZ TÜRK CUMHURİYET LERİY LE İLİŞKİ LERİNDE İNSAN ODAK LI DI Ş PO LİTİKAYA GEÇİŞ

17 Mayıs 2017 05:35
image

TÜRKİYE ’NİN BAĞIMSIZ TÜRK CUMHURİYET LERİY LE İLİŞKİ LERİNDE İNSAN ODAK LI DI Ş PO LİTİKAYA GEÇİŞ Dr. Y. Emre GÜR BÜZ Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Kırgızistan 1991 yılında SSCB’nin dağılmasının ardından yirmi yıldan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında Türkiye’nin Orta Asya ve Azerbaycan ile ilişkilerinde farklı aşamalar yaşandı. Azerbaycan ile ilişkilerin daha istikrarlı olduğunu söylenebilirse de, özellikle Orta Asya ülkeleriyle ilişkiler iniş çıkışlı bir seyir izledi. Ancak devlet düzeyindeki ilişkiler değişkenlik gösterirken, gerek Azerbaycan gerekse Orta Asya’da Türkiye, siyasi ilişkilerden bağımsız olarak varlığı korudu. Bu, resmi ilişkilerin ötesinde Türkiye’den bölgeye çalışma, hatta yerleşme amacıyla giden vatandaşlar, eğitim faaliyetleri ve popüler kültür ürünleri sayesinde gerçekleşti. Uluslararası ilişkiler alanında genelde devletlerarası ilişkilere bakılarak ülkeler arasındaki ilişkiler takip edilir. Ne var ki dil ve kültür benzerliği nedeniyle Türkiye ve Türk dilli cumhuriyetler arasındaki ilişki için farklı bir kategoriye, toplumlar arası ilişkilere de bakmak gereklidir. Burada öncelikle kısaca Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya ile ilişkileri özetlenerek bir bilanço çıkarılacaktır. Ardından Türkiye için diplomatik ilişkilerin ötesinde bir fark yaratan insan faktörü üstünde durularak, yeni arayışlar için yeni açılımlar sunulmaya çalışılacaktır. Türkiye’nin “Romantik” Dönemi 1991’de SSCB dağılınca, Türkiye’nin önünde çok yakın olduğunu hissettiği ama on yıllardır kopuk olduğu bir dünya ile yakınlaşma fırsatı doğdu. 356 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 O dönemde Türkiye’deki pek çok kişide “Türk kardeşler”e yönelik derin bir hasret olduğunu söylemek yanlış olmaz. O zamana kadar Türkiye’nin kendini dünyada yalnız hissettiğini, “etrafının düşmanlarla çevirili” olduğunun tekrarlandığını ve “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!” cümlesinin çokça işitildiğini hatırlatmak yerinde olur. Orta Asya, örneğin TRT’de gösterilen “İpek Yolu” belgeseliyle evimize gelen ve dilleri, adetleri bize benzeyen insanları görünce heyecanlanılan bir yerdi. Türk dilli halklar bağımsız olmadıkları için ulaşılamayan, uzaktaki kardeşler gibi yakın hissediliyordu. Orta Asya, Türkiye için o kadar ulaşılmazdı ki, o belgesel aracılığıyla Orta Asya’yı bize gösterenler dahi Türkiye’nin kendi belgeselcileri değil, SSCB ile iyi ilişkilere sahip Japonlardı. Bağımsızlık onlarla kucaklaşma olanağı vermişti ve ilk yıllarda “uzaktaki kardeşlerle” özlem dolu bir yakınlaşma yaşandı. “Kardeşlerle yakınlaşma” duygusallığı içinde Türkiye tutamayacağı sözler de verdi. Belki de sözler yerine getirilemese bile “kardeşler”in bunu anlayışla karşılayacağı düşünüldü. Önemli olan gerçekleştirilmesi değil, duyguların ne kadar samimi olduğunu göstermekti. Türkiye’nin yeni bağımsızlığını kazanan cumhuriyetlerle “kucaklaştığı” bu ilk dönem “romantik dönem” olarak adlandırılır. Bu romantik dönem 1991’den 1994’e kadar sürmüştür. Bunun tepe noktası olarak, pek çok Orta Asya cumhuriyetinin bir ortak gümrük ve ticaret birliğine olumlu baktığı 1993’ün yazı gösterilebilir. Bu dönem, Türk dilli ülkelerde ilk büyükelçilik açan ülkenin Türkiye olduğu ve bu cumhuriyetlerin de ilk büyükelçiliklerini Türkiye’de açtığı, ilk karşılıklı resmi ziyaretlerin Türkiye ile gerçekleştirildiği, aslında romantizmle sınırlı kalınmayan bir dönemdi. Bu dönemde Türkiye, yeni cumhuriyetlerle ekonomik, siyasi, eğitim, askeri alanlar gibi pek çok alanda işbirliği anlaşması imzaladı. Bölgede artan faaliyetlerin koordine edilmesi amacıyla 1992’nin Ocak ayında Türkiye tarafından Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı (TİKA) kuruldu.1 Türkiye, bağımsızlığını yeni kazanan cumhuriyetlerinin geçiş sürecinde üstüne ağır bir yük almıştı. Bu yükü taşıyamayacağı sonradan ortaya çıktı, ama o dönemin ruh hali içinde “kayıp yıllar”ı bir an önce telafi etmek arzu ediliyordu. Bu sürecin kalıcılaşma, ilişkileri kurumsallaştırma yönünde adımları da oldu. 1992 Ekiminde Ankara’da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbe- 1 Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, “TİKA Hakkında”, http://www.tika.gov.tr/ tika-hakkinda/1 357 kistan, Türkiye ve Türkmenistan Cumhurbaşkanlarının katılımıyla, “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri” başlatıldı. Amaçlanan işbirliğini geliştirmekti. 1993 yılında kültürel işbirliğini geliştirmek için “Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi” (TÜRKSOY) kuruldu.2 1991-1993 arasındaki sadece iki yıllık dönemde 140’ın üzerinde anlaşmanın imzalanmış olması, bu dönemki ilişkilerin yoğunluğunu yansıtmaktadır.3 Ancak işbirliğini geliştirmek için atılacak diğer adımlar, politikaların değişmesiyle yarım kaldı. Türkiye’nin “atayurdu” ile ilgili sıcak duyguları dışında bu dönemde Türkiye’nin bölgede öne çıkması birkaç etken sayesinde gerçekleşmişti. Yeni cumhuriyetlerin pazar ekonomisine dayalı, laik ve Batıya uyumlu bir sistem arayışları; Türkiye’nin görece gelişmiş ve neo-liberalizme uyum sağlamış ekonomisi; Rusya’nın kendi iç işlerine çekilerek bölgede yarattığı iktidar boşluğu; Batılı ülkelerin İran tehdidi karşısında Batılı, laik, liberal, demokratik bir model olarak Türkiye’yi desteklemesi bu nedenler arasında anılabilir. Düşük Yoğunluklu Diplomasi Dönemi Türkiye’nin Orta Asya’dan geri çekilişi de onu buraya iten rüzgârların tersine dönmesiyle ilgilidir. Rusya’nın 1993’te tekrar kendi arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya ve Kafkaslarla ilgilenmesi; Batının İran tehdidi algısının temelsiz olduğunu görüp, kendi başına bölgeye girmeye başlaması dış sebepler arasında sayılabilir. İç nedenler açısından bakılırsa, henüz 1993’teki ilk zirvenin kapanış metni sırasında yaşanan bazı problemler, ülkelerin dış meselelere bakışında farklılıklar olduğunu gözler önüne serdi. Türkiye’nin Türklük vurgusu Özbekistan ve Kazakistan’da rahatsızlık yarattı. Yine Türkiye’nin KKTC’nin bağımsızlığının kabulü yönündeki tavrı da Kazakistan tarafından kabul görmedi. Azerbaycan’ın Ermenistan ile olan Karabağ meselesindeki destek beklentisi de karşılık görmedi.4 Bunlar, özellikle Türkiye’nin ortak bir Türk devletleri dış politika hattı oluşturması beklentilerinin gerçekçi olmadığını gösterdi. 2 TÜRKSOY, “Tarihçe”, http://www.turksoy.org.tr/TR/belge/1-73743/tarihce.html 3 Ali Faik Demir, “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Sonrası Türkiye ile Orta Asya Cumhuriyetleri Arasındaki İlişkiler ve Bu Konuda Etkili Olan Faktörler”, Stratejik Araştırmalar Dergisi. No. 2, 2003: 165. 4 Mustafa Aydın, “Türkiye’nin Orta Asya-Kafkaslar Politikası”. (der.) Mustafa Aydın vd., Kuresel Politikada Orta Asya (Avrasya Uclemesi I), Ankara: Nobel Yayınları, C. 1, 2005: 111-113; akt. Mustafa Durmuş, Harun Yılmaz, “Son Yirmi Yılda Türkiye’nin Orta Asya’ya Yönelik Dış Politikası ve Bölgedeki Faaliyetleri”, (der.) Ayşegül Aydıngün, Çiğdem Balım, Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye, c.I, Ankara, Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2012: 488. 358 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 Hevesleri kıran bu gelişmelere bir de ekonomik sorunlar eklendi. 1993- 94’te özellikle Kazakistan ve Kırgızistan’ın girdiği ekonomik krizin büyüklüğü, Türkiye’den beklentileri arttırmıştı, ancak Türkiye bunları karşılayabilecek düzeyde bir ekonomik güce sahip değildi. Bunun, bağımsızlığın ilk yıllarında büyük bir güç gibi görülen Türkiye’ye beslenen umutlar için bir kırılma yarattığı söylenebilir. Ardından 1994’te Türkiye’nin de dünyadaki kriz dalgasından etkilenmesiyle, Türkiye Orta Asya’dan geri çekildi. Türkiye’nin öncelikle kendi ekonomik sorunlarını çözmesi, hatta ekonomik sistemi yeniden yapılandırırken siyasi, hukuki sistemini de revize etmesi gerektiği ortaya çıkmıştı. Bunlara bir de ülke içinde artan şiddet olayları ve bunların neden olduğu yükü ekleyebiliriz. Bu süreçte Türkiye için Orta Asya’da model olmaktan ziyade Avrupa Birliği modelinde kendi evini düzenlemek öne çıkmıştı. Türkiye’nin nihai hedefi olarak da AB öne çıkmıştı ki AB’nin aslında resmi düzeyde hiçbir zaman ikinci sıraya düşmemiş olduğunu belirtmek gerek. 1995’ten sonraki bu süreç, Orta Asya ile olan diplomatik ilişkiler göz önüne alındığında, “düşük yoğunluklu diplomasi” olarak adlandırılabilir. Azerbaycan ile ilgili durum ise Orta Asya’dakinden farklıydı. Azerbaycan’da çıkan Dağlık Karabağ sorununda Türkiye’nin Azerbaycan’a açıktan ve yeterince destek verememesi Azerbaycan açısından ilişkileri olumsuz etkilemişti. Azerbaycan’ın bu savaş sırasındaki kayıpları nedeniyle iktidarın değişmesi, Türkiye’nin desteklediği Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’in devrilmesine yol açmıştı. Yerine Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in geçmesi Türkiye açısından Azerbaycan’ın Rusya tarafından geri kazanılması olarak okunmuştu, çünkü Cumhurbaşkanı Aliyev Sovyet döneminde otuz yıldan fazla bir süre Azerbaycan’da siyasi hayata egemen olmuş, hatta SSCB yönetiminin en üst yönetim organı, Politbüro’ya yükselmiş bir politikacıydı. 1995’te ona karşı düzenlenen darbe girişiminde bazı Türkiye vatandaşlarının da yer alması ilişkileri daha da olumsuzlaştırabilecek bir olaydı. Ne var ki darbe ihbarının bizzat Türkiye Cumhurbaşkanı Demirel tarafından Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’e aktarılması bunun önüne geçti. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler bu olumsuzluklardan sonra hızla düzeldi. Günümüze kadar yaşanan iki-üç kriz dışında iki ülke ilişkileri olumlu bir seyir gösterdi ve sık sık resmi görüşmelerde iki ülkenin “tek millet, iki devlet” olduğu dile getirilir oldu. İki ülkenin coğrafya ve dil açısından yakınlığı, ayrıca Azerbaycan’ın petrol ve doğal gaz üreticisi, Türkiye’nin ise Avrupa’ya açılan kapı olması gibi maddi, manevi pek çok etken iki ülkenin yakın ilişkilerini sürdürmesini sağlamaktadır. Bu, sadece romantik değil, onun 359 ötesinde realist yaklaşımlar açısından da gerekli, kültürel yakınlıklarla da beslenen bir ikili ilişki olarak değerlendirilebilir. Azerbaycan’ın kaynaklarını Türkiye üstünden dünya pazarına ulaştırma ve Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtulma isteğinin diplomatik ilişkilerde istikrarın sağlanmasını katkı sağladığı söylenebilir. Türkiye’nin Orta Asya ile ilişkilerinde ise farklı etkenler söz konusu olmuştur. Romantik açılımların ardından Türkiye’nin kendi iç sorunlarına çekilmesi, Orta Asya ile ilişkileri de uzun bir duraklama dönemine sokmuştur. Diplomatik ilişkiler, cumhurbaşkanı ve başbakan düzeyinde ziyaretler sürmüştür. Orta Asya ülkeleriyle yirmi yılda dört yüzün üstünde anlaşma imzalanmıştır. Ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri alanlarda pek çok işbirliği protokolü imzalanmış ve uygulamaya konmuştur. Yine de ilk yıllardaki isteğin azaldığı bölgedeki pek çok kişi tarafından kabul edilmektedir. Romantik dönemi takip eden, diplomatik ilişkilerin düşük yoğunluklu olarak seyrettiği dönemde, petrol ve doğal gaz sevkiyatında Türkiye’yi ana transit ülkesi yapmak, ilişkilerde öncelikli bir konuma sahip olmuştur. Ekonomik kararların belirleyici olduğu bu dönemde kültürel ve politik ilişkiler de sürdürülmüştür. Ancak Türkiye’nin dış politikasında Avrupa Birliği’ne yakınlaşmaya ve nihayetinde birliğe katılmaya yönelik arayışların ağırlık kazandığı bu dönemde Orta Asya, Türkiye’nin dış politika planlamasında geri planda kalmıştır. Türkiye’nin petrol ve doğal gaz akışında bir koridora dönüştürülmesi de yine AB ile ilişkiler çerçevesinde değerlendirilebilir. Türkiye, AB’nin enerji kaynakları sevkiyatçısı olarak AB gözündeki önemini arttırabilecekti. Orta Asya ve Azerbaycan politikalarının gözden düştüğü bu yıllarda Azerbaycan’dan sonra Özbekistan ve Türkmenistan’da da cumhurbaşkanlarına karşı düzenlenen suikast girişimlerine Türkiye vatandaşlarının adlarının karışması Türkiye’yi bu ülkelerde çok zor duruma sokmuştur. Bu teşebbüslere bakarak, Türkiye’den halen bazı kişilerin bu ülkelere yönelik siyasi emellerini korudukları ve bu ülkelerin Türkiye ile soğuyan ilişkilerini değiştirmek için cumhurbaşkanını değiştirmeye yöneldikleri yorumu yapılabilir. Bununla birlikte, Türkiye’nin bu ülkelere yönelik siyaset yapma boşluğunun bu resmi politika dışında hareket eden kişiler tarafından doldurulmaya çalışıldığı söylenebilir. Bunlar, amaçlananın tersine ilişkilerin daha da bozulmasına neden olmuştur. Bununla birlikte Özbekistan’ın terörist olarak gördüğü kişilere Türkiye’nin sığınma hakkı vermesi Özbekistan’la ilişkileri onarılmaz şekilde 360 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 bozmuştur.5 Türkmenistan’la ise doğal gaz taşıma konusunda bir sorun ilişkileri bozmuştur. Türkiye ilk yıllarda çok istekli olduğu ve Türkmen yetkilileri ikna için çaba sarf ettiği, Türkmenistan gazını Avrupa’ya ulaştırma konusunda tavır değiştirip, Rusya ile anlaşınca, Türkmenistan’ın Türkiye’ye karşı güveni sarsılmıştır.6 Türkiye’nin Türkmenistan yerine daha değerli bir ekonomik ve stratejik ortak olarak Rusya’yı tercihi dış politikasındaki tercih değişikliğini ve Orta Asya’nın konumunu yansıtan bir örnektir. 2003’ten sonra “stratejik derinleşme” içinde Türkiye dış politikada daha geniş bir coğrafyaya yöneltirken, Orta Asya da gündeme gelmeye başlamıştır. Konuşmasında Kürşat Zorlu’nun örneklerle gösterdiği gibi, örneğin Kazakistan ile olan ilişkiler 2005’e kadar düşük yoğunluklu olarak sürmüştür. Öte yandan Özbekistan ve Türkmenistan ile yaşanan problemler genel bir “Orta Asya siyaseti” izlenemediğinden, Türkiye’nin diğer Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi önünde de engel oluşturuyordu. Kazakistan yeraltı zenginlikleri açısından çok önemli olsa da, Kazakistan ile ilişkilerin geliştirilmesi, genel bir Orta Asya politikası için yetersizdi. Çok-yönlü (multivector) dış politikanın izlendiği bu dönemde problemler çoktu ve ilerleme yavaş bir şekilde seyretmiştir. Realist Politikalarla Geri Dönüş Türkiye’nin dış politikada Avrupa Birliği yanında, ağırlığını Ortadoğu ve Rusya’ya verdiği, dış politikanın yeniden yapılandırıldığı, 2003’ten sonraki bu yeni dönemde Orta Asya siyasetinin de yeniden düzenlenmesine çok sonra sıra geldi. Bunun etkileri 2010’dan sonra görülmeye başlanmıştır. Bu son dönemi realist olarak adlandırabiliriz. Orta Asya’ya yönelik ilgilerin tekrar canlandığı yeni dönemde, 1991-1994 arasında olduğu gibi Orta Asya’ya artık romantik bir gözle bakılmamaktadır. Bugün ABD, AB, Ortadoğu, Rusya’nın biraz daha ön planda olduğu, ama Orta Asta ve Çin’in de dahil edildiği geniş bir coğrafyada diplomatik ve ekonomik faaliyetler iç içe geçmiş olarak yürütülmektedir. Buna Sahra altı Afrika ve Latin Amerika’nın da eklenmeye başladığı bir dönemde elbette ki Orta Asya 5 Çiğdem Balım, Y. Emre Gürbüz, “O’zbekiston Respublikasi: ‘Özbek Modeli”, (der.) Ayşegül Aydıngün, Çiğdem Balım, Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye, c.I, Ankara, Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2012: 292. 6 Erdoğan Yıldırım, “Türkmenistan: Aşiretten Ulusa”, Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye, (der.) Ayşegül Aydıngün, Çiğdem Balım, c.I, Ankara, Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2012: 474. 361 da tekrar yerini alacaktır. Ancak yerine göre bu realizmin ölçüsünün de değişebildiğini belirtmek gerek. Sadece Türkiye’nin siyasi nüfuz alanını genişletme hesapları değil bazen duygusal yakınlıklar ya da ekonomik hesapların önüne geçmektedir. Kırgızistan’a Türkiye’nin verdiği destek de bu ekonomik hesapların dışında olarak görülebilir. Ancak bunun başka şekilde değerlendirilmesi daha yerinde olur. Özellikle 2010 sonbaharından sonra Kırgızistan’a verilen destek Orta Asya ile ilişkilerin değişimi açısından önemli bir faklılığa işaret etmektedir. Kırgızistan’ın önemini realist yaklaşım açısından diğer Türk dilli ülkeler kadar zengin yeraltı kaynaklarına sahip olmamasına karşın Türkiye’nin bu ülkeye verdiği destek göstermektedir. Kırgızistan yapılan yatırımlarla en azından kısa vadede kazanç getirmeyecek olan bir ülkedir. Öte yandan Türkiye’nin buradaki varlığı, Orta Asya genelindeki yaklaşımının samimiyeti açısından önemlidir. Bu nedenle Kırgızistan’daki Türkiye siyaseti genel bir Orta Asya siyasetinin varlığını ve Türkiye için önemini göstermesi açısından dikkate değerdir. Bu yeni dönemin en açık göstergelerinden biri “Türk Konseyi”nin kuruluşudur. 1992 yılında başlatılan “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri”, her zaman tam ve üst düzeyde katılımla olmasa da devam ettirilmiştir, ama en başta hedeflenen işbirliği yalnızca kurulan TÜRKSOY ile kültürel alanda sağlanabilmişti. 2001’den beri Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in söz ettiği ortak bir “Parlamenterler Asamblesi” kurulması önerisi ancak 2009’da karara bağlanmıştır.7 “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” (Türk Konseyi) adını alan bu konsey 2010 Eylül’ünde İstanbul Bildirisi’yle kurulmuştur. Konseyin kurucu ülkeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye olmuştur.8 Özbekistan ve Türkmenistan 1998’den sonra “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri”ne sınırlı katılım göstermiştir.9 “Türk Konseyi” kurulurken de kendi dış politika tercihleri nedeniyle bu oluşumun dışında kalmışlardır. Yirmi yıl öncesine göre değişen sadece romantizmin yerini realizmin alması değildir. Düşük yoğunluklu diplomasiden tekrar Orta Asya’da varlık 7 Mustafa Durmuş, Harun Yılmaz, “Son Yirmi Yılda Türkiye’nin Orta Asya’ya Yönelik Dış Politikası ve Bölgedeki Faaliyetleri”, (der.) Ayşegül Aydıngün, Çiğdem Balım, Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye, c.I, Ankara, Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 2012: 489. 8 Türk dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, “Genel Bilgi”, http://www.turkkon.org/icerik. php?no=26 9 Durmuş, Yılmaz, 2012: 489. 362 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 göstermeye geçiş başka koşulların değişimiyle birlikte gündeme gelmiştir. Geçmişte Türkiye sınırlı ekonomik kaynaklara sahip olarak Türk dilli ülkelere arkasında Batının desteği olmaksızın yerine getiremeyeceği vaatlerde bulunmuştu. Türkiye’nin tekrar Orta Asya ile sıkı ilişkiler kurmaya başlaması, AB, Rusya, Ortadoğu başta olmak üzere dünya genelinde pazarının genişlemesi sayesinde ortaya çıkmıştır. Öyle görünüyor ki, Orta Asya’da tekrar varlık göstermek, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi genişlemesi sonucunda sıranın buraya gelmesiyle gerçekleştirmiştir. Yine bu realist bakış çerçevesinde Rusya ile ilişkilerin de belirleyiciliğinden söz etmek gerek. Yirmi yıl önce Rusya için Orta Asya ve Kafkaslar “kendi ilgi alanı” içinde görülüp, diğer ülkelere kapalı tutulmaya çalışılırken, bugün Rusya ve Türkiye ilişkileri stratejik işbirliği düzeyindedir. Türkiye’nin Orta Asya’daki şu anki varlığı ve bunun düzeyi de Rusya tarafından kendi çıkarlarına karşı olarak değerlendirilmemektedir. Orta Asya ile ilgili diğer ülkeler açısından da Türkiye’nin bölgedeki varlığının tehdit edici değil, kabul edilebilir bir düzeyde görüldüğünü öne sürmek herhalde yanlış olmaz. Yeni Arayışlar Türkiye’nin Türk dilli cumhuriyetlerle ilişkileri değişken bir seyir izlerken, Türkiye’nin bu ülkelerdeki varlığı aslında azalmamış, süreklilik göstermiştir. Ancak bunu görebilmek için odağımızı devletlerarası ilişkilerden toplumlara kaydırmak gereklidir. Nitekim önümüzdeki yirmi yılda yeni arayışların biçimleneceği alan muhtemelen toplumlar arası etkileşimle ilgili olacaktır. Diplomatik ilişkileri aşan, daha kalıcı, derinlere kök salan bir etkileşim için toplumlar arası ilişkilere bakmak şarttır. Devletlerarası ilişkiler Türkiye ve diğer Türk dilli cumhuriyetler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde kapı aralayıcı olabilir ve bunlar ilişkileri düzenleyerek gelişme sağlayabilir. Ne var ki görüldüğü gibi, Türkmenistan ve özellikle de Özbekistan örneğinde toplumlar arası ilişkilerin gelişimine devletlerin zararı da olmuştur. Yine de Özbekistan ve Türkmenistan dahil tüm ülkelerde vatandaşlar nezdinde Türkiye dikkate alınması gereken bir konuma sahiptir. Burada Türkiye’den gelenlere bakışın bağımsızlığın ilk yıllarındaki kadar olumlu olmadığını da ifade etmek gerek. Türkiye’den gelen ilk girişimcilerden bazılarındaki hızla “köşeyi dönme” hevesi ve kısa sürede zenginleşmenin bölgede kalan bazı Türklerde yarattığı görgüsüzlük, bölge insanında yirmi yıl sonra 363 dahi onarılması zor izler bırakmıştır. Genel olarak bakıldığında Orta Asya ve Azerbaycan’da Türkiye ile ilgili olumlu bir imajın olduğu, ama Türkler hakkındaki imajın pek de olumlu olmadığı söylenebilir. Geride bıraktığımız yirmi yılın ardından, yeni bir yirmi yıllık sürece girerken, belirleyici olacak olan artık sadece diplomatik ilişkiler değil, toplumlar arası ilişkiler olmalıdır. Türkiye ve Türkler ile kurulan sıkı ilişkiler artık en az diplomatik ilişkiler kadar belirleyici olacaktır. Bu nedenle bugün Türkler ve Türkiye hakkındaki olumlu ve olumsuz düşüncelerin hangi kanallarla oluşturduğuna kısaca bakmakta yarar var. Yeni arayışlara şekil verecek olan ve Türkiye ile diğer Türk dilli toplumların etkileşimini sağlayacak olanlar bu kanallardır. Türkiye’den giden yerleşik nüfus: Türkler hakkındaki düşüncelerin oluşmasındaki en önemli etken bölgede yerleşik Türklerdir. Bağımsızlıktan beri Türkiye’den çok sayıda girişimci düşük yatırım bütçeleriyle bölgede iş kurmuş ve bunların bir kısmı pazar ekonomisine henüz geçen ve girişimcilik düşüncesinin gelişmediği bu bölgede işlerini büyütme olanağı bulmuşlardır. Bunların bir kısmının bölgede iş yaptıkları kişileri dolandırıp kaçmaları olumsuz izler bırakmıştır. Sonradan enerji sektörünün zengin olduğu ülkelere büyük sermaye grupları, yani daha kurumsallaşmış firmalar girmiştir. Ancak halen bölgede faaliyet gösteren firmaların çoğu, kurumsallaşmasını tamamlamamış, sosyal sorumluluk sahibi olmayan küçük ve orta ölçekli firmalardır. Bu ülkelerdeki yapısal düzenlemelerin de henüz oturmamış olması nedeniyle, kendi çalışanlarına karşı acımasız davranabilen pek çok firma faaliyet göstermektedir. Bu da Türk firmaları ve Türkler hakkında olumsuz görüşlerin yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Türk firmaları yarattıkları iş olanaklarından söz etse de, bu firmalar bazı vatandaşlar tarafından rüşvet dağıtan ve bulundukları ülkenin kaynaklarını sömüren şirketler olarak eleştirilmektedir. Türk firmalarının sayısındaki artış ve bunların işlerini büyütme hızı olumsuz anlamda dikkat çekmektedir. Sosyal sorumluluk veya yardım faaliyetlerine girişilmemesi, halkla ilişkilere önem verilmemesi genel olarak olumsuz imajın pekişmesine katkı sağlamaktadır. Zaman zaman bölge ülkelerinin medyasında Türk firmalarında yerli personele yapılan haksızlıklarla ilgili haberler gündeme gelmektedir. Tepki sadece firmalarla da sınırlı olmayıp, örneğin 2006 ve 2008’de Kazakistan’da olduğu gibi Türkiye’den gelen işçilere topluca saldırıldığı da olmuştur. Bunu düzeltmek için halkla ilişkiler faaliyetlerine ve Türkiye’den gelip bölgede iş yapanların sosyal yardım projelerine önem vermeleri gerekmektedir. Bölgede 364 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 yerleşik olan Koreliler, Almanlar, Uygurlar, Ruslar gibi kimi topluluklar hakkında bölge insanlarında genelde olumlu düşünceler vardır. Ancak Türkler için durumun böyle olmadığını kabul edip, öncelikle neyin rahatsız edici bulunduğu saptanıp, sonra bunların düzeltilmesi için planlı bir imaj çalışmasına gerek duyulmaktadır. Yine de bölgede yerleşenlerin burada yetişen çocukları ve özellikle ortak evliliklerden yetişen yeni kuşak, önümüzdeki yıllarda ilişkilerin pekişmesinde taşıyıcı rol olacaktır. İki kültürü de yakından tanıyan ve gerçekten kültürel birliği kendi benliklerinde sağlamış olan bu kuşak, bizzat varlığıyla, Türkiye’nin diplomatik düzeyde amaçlayıp da kuramadığı ortaklığı sağlamıştır. Bu kuşak işbirliğini hedefleyen tüm ülkeler için bulunmaz, önemi yadsınamaz bir kaynaktır. Onların gelişimi ve onlara fırsatlar verilmesi gelecekte mutlaka planlar arasında yer almalıdır. Şu an bölgede yaşayan Türkler hakkında pek çok kişide olumsuz düşünceler olmasına karşın, Türkiye’nin ülke olarak olumlu bir imaja sahip olduğunu da belirtmek gerek. Bu Türkiye’yi uzaktan tanıyanlar için de, Türkiye’ye gelenler için de geçerlidir. Herkesin tüm Türklere olumsuz bakmadığını belirtmekte de fayda var. Bu olumlu imajın oluşması pek çok olgunun bir sonucudur. Kısaca onların da üstünde duralım. Bölgedeki Eğitim Kurumları: Türkiye’nin Orta Asya ve Azerbaycan’da faaliyet gösteren diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en önemli farklarından biri buradaki yerleşik insanlarsa, diğeri Türkiye kökenli eğitim kurumlarının yaygınlığıdır. Türk dilli cumhuriyetlerde hem devletlerarası ikili anlaşmalarla hem de özel vakıflar aracılığıyla pek çok okul ve üniversite kurulmuştur. Bunlar günümüze kadar on binlerce mezun vermiştir. Sadece Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi bugüne kadar 4 bin mezun vermiştir10 ve buna bundan sonra her yıl bin kişi daha eklenecektir. Başka ülkelerden gelenler için de en dikkat çekici özelliklerden biri Türk okullarının çokluğudur. Bu okullar iyi eğitim veren, saygın kurumlar olarak ülkenin seçkin ailelerinin çocuklarına hizmet sunmaktadır. Bölgede nitelikli eğitim veren başka okullar da vardır. Ama Türkiye kaynaklı okullar açısından bir başka önemli olgu, bu okulların bazılarının toplumun alt kesimlerinden insanlara da nitelikli eğitim olanağı sağlamasıdır. Böylelikle bu okullar dikey ha- 10 Sebahattin Balcı, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, 2012-2013 Mezuniyet Töreni, http://manas.kg/index.php/en/android/2661-2013-mezuniyet-toereni-bueyuek-bir-cokuylakutland 365 reketlilik sağlayarak, sosyal adaletin tesis edilmesine de katkı sağlamaktadır. Ayrıca sadece büyük şehirlerle sınırlı olmamaları, tüm ülke sathına yayılmaları sayesinde de toplumsal hareketliliğe katkı sağlanmaktadırlar. Bu sayede Türk okulları ülkenin her kesiminden gencin iyi eğitim alarak yükselmesine yardımcı olmaktadır. Bölge okulları yanında Türkiye’de eğitim görerek ülkelerine dönen gençlerin sayısı yirmi yılda 8 bini aşmıştır. Çok çeşitli meslek kollarında yetişen bu gençlere askeri eğitim veya güvenlik eğitimi için Türkiye’ye gidenleri de ekleyebiliriz. Bu gençler, Türkiye’yi ve Türkiye’deki sistemi çok iyi tanımaktadırlar. Bunun yanında Türkiye’den gidip, bölgede açılan üniversitelerde eğitim almış, bölge hayatına çok iyi nüfuz etmiş, hatta kimisi burada evlenerek yerleşmiş pek çok mezun da vardır. Eğitim aracılığıyla iki toplumu yakından tanıyarak yetişen bu gençler, Türkler ve Türkiye hakkındaki düşüncelerin olumlulaşmasını sağlayan en önemli unsurdur. Mezunlar derneği gibi kurumlar aracılığıyla bu kurumlardan yetişenlerin ilişkilerinin sürdürülmesi, iki kültürü de tanıyan gençlerle bağların süreklilik taşıması ve dayanışma içinde birbirlerine destek olmaları çok önemlidir. Gelecekte Türkiye ve diğer Türk dilli topluluklar arasındaki ilişkilerde iki kültürü de tanıyan mezunlardan oluşan bu grup aracılık rolünü üstlenebilir. Eğer değerlendirilebilirse, diplomatik düzeyde hedeflenen ama yerine getirilemeyen işbirlikleri bu yeni kuşak tarafından sağlanabilir. Türkiye’nin ihraç malları: Türkiye’nin olumlu bir imaja sahip olmasında önemli yere sahip olgulardan biri de Türkiye’den ithal edilen ürünlerdir. Piyasada “Türk malı” demek, “Avrupa kalitesinde ama ondan daha ucuz mal” anlamına gelmektedir. Resmi rakamlara göre, hiçbir Türk dilli cumhuriyette Türkiye ile ihracat en üst sırada değildir. Ama Türkiye’den giden ürünler her yerde bulunabilmektedir. Bu ürünler özellikle bavul ticareti ile geldiklerinden Kırgızistan’a girişte beyan edilmemektedir. Bu, resmi ihracat rakamlarını düşürmektedir. Ayrıca Türkiye’den gelen mallar tekstil ürünleri, küçük ev aletleri gibi fiyatı düşük, adeti fazla ve doğrudan halkın hayatıyla iç içe ürünlerdir. Bu nedenle Türkiye’den gelen malların görünürlüğü diğer ülkelerin ürünlerine göre çok daha fazladır. Bunun yanında Türkiye’den gelen girişimciler tarafından açılmış, Türkiye’deki tanınmış mutfak aleti, beyaz eşya veya mobilya firmalarının acenteliğini yapan pek çok dükkan da Türkiye’nin görünürlüğünü arttırmaktadır. Bu ürünlerin kalitesi, Türkiye’nin zengin, güçlü ve müreffeh bir ülke olarak görünmesine katkı sağlamaktadır. 366 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 Diziler, Şarkılar ve Mutfakla Kültürel Etki: Türkiye’nin görünürlüğünü arttıran diğer önemli olgular arasında dizi filmleri, Türkçe şarkıcıları ve Türk restoranlarını da saymak gerek. Türk dizileri Şili’den Japonya’ya dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi elbette Türk dilli ülkelerde de izlenmektedir. Hatta Türkiye’nin dış ülkelere ilk dizi satışının Kazakistan’a yapıldığını ve halen dünyada en çok Türk dizisi izlenen ülkenin Kazakistan olduğunu da ifade edelim. Bölgedeki herhangi bir ülkede Türk olduğunuzu öğrendikten sonra çoğu kişinin ilk sorusu izledikleri Türk dizisi üstüne olmaktadır. On yıl önce TRT yapımı “Çalıkuşu” dizisi sorulurken, bugün çeşit çeşit dizi sorulmaktadır. Okul dizileri, tarihi diziler, aşk dizileri, aksiyon, polisiye diziler, aile dramı gibi farklı türlerde diziler farklı izleyici grupları ve bazen farklı ülke halkları tarafından ilgiyle izlenmektedir. Diziler ülkesine ve hitap ettiği kesime göre değişse de, bazı dizilerin yayınlandığı saatlerde sokaklar boşalmaktadır. Bazen Özbekistan ve Azerbaycan’da olduğu gibi Türk dizilerine ekran yasağı gelse dahi, bu, izleyicilerin dizileri izlemesine engel olmamaktadır. Sokak satıcılarından Türk dizileri dublajlı olarak kolayca temin edilebilmektedir. Diziler, internet üstünden de izlenebilmektedir. Bu nedenle aslında sanıldığının aksine yasaklamalar bir sonuç vermemekte, diziler izlenmeye devam edilmektedir. Bu dizilerde sunulan güzel evler, lüks arabalar, yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar izleyenlerde Türkiye’nin zengin, güzel ve parlak bir yaşam sürülen bir yer olduğu izlenimi yaratmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin rakipsiz olmadığını, Güney Kore dizilerinin de çok popüler olduğunu belirtmekte yarar var. Güney Kore de Orta Asya’da filmleri, dizileri, şarkıcıları ve ihraç mallarıyla özenilen bir ülke. Türk şarkıcılarının da bölgede popüler olduğunu belirtebiliriz. Batı pop müziğine yakın şarkılar söyleyen Türkiye’deki şarkıcılar bölgede de hayran kitlesine sahipler. Radyolarda ya da kafelerde Türkçe şarkıların çalındığını duymak son yirmi yıldır artık insanı şaşırtmayan sıradan bir durum. Zaman zaman Türkiye’den şarkıcılar bölgede konserler vermeye de geliyorlar. Dizilerle birlikte Türk pop şarkıcıları da Türkiye’nin modern, gelişmiş, bir Batı ülkesi olduğu yönündeki algıyı pekiştiriyor. Türk kültürü içinde sayılabilecek bir başka olgu da Türk mutfağı. Avrupa’da olduğu gibi, Azerbaycan ve Orta Asya’da da pek çok Türk restoranı var. Orta Asya ülkelerinde dünyanın neredeyse her köşesinden, farklı kültürlerin mutfaklarını bulmak mümkündür. Bu büyük çeşitlilik içinde Türkiye de yer alıyor. 367 Turizm: Türkiye bir turizm cenneti olarak kendini tanıtarak da cazibesini arttırıyor. Kaç kişinin Türkiye’ye turist olarak geldiğine bakılmaksızın, bölge ülkelerinde Türkiye’nin turistik yerlerinin tanıtımı yapılıyor. Türkiye’nin doğal ve tarihi güzelliklerinin çeşitliliği olumlu bir Türkiye düşüncesinin yaratılmasına katkıda bulunuyor. Türkiye’ye gelenler genelde Türkiye’den ve Türkiye’de tanıdıkları Türklerden çok olumlu izlenimler edinerek ülkelerine dönüyorlar. Sonuç Olarak; Türkiye 1991’den günümüze diğer Türk dilli cumhuriyetlerle ilişkilerini sürdürürken, değişken bir dış politika izledi. “Uzaktaki kardeşle kucaklaşma” arzusuyla geçen, “romantik dönem” olarak adlandırılabilen ilk yıllara, hem Türkiye’nin hem Sovyet sonrası cumhuriyetlerin dünya siyasetinde yeni bir yer arayışları damgasını vurdu. Soğuk Savaş sonrasında birbirlerine yakınlaşarak, ama daha çok Türkiye’nin desteğiyle dünyada yer bulmaya yönelen ülkeler, iki-üç yıl içinde birbirlerinden uzaklaşmaya başladılar. Türkiye Avrupa Birliği’ne yönelirken, Azerbaycan ve Orta Asya ile ilişkilerini neredeyse sadece AB’ye “enerji koridoru” kurmakla sınırladı. AB’nin ardından dış politikada önceliği diğer zengin çevre ülkeleri olan Rusya ve Ortadoğu aldı. Orta Asya ile tekrar Türkiye’nin yakınlaşması, ekonominin genişlemesi, var olan çeperin yetersiz kalması ve dünya konjonktürünün, özellikle de Rusya ile ilişkilerin Orta Asya ile yakınlaşmayı gerekli ve uygun hale getirmesiyle gerçekleşti. Ne var ki ilişkilerin “düşük yoğunluklu diplomasi” düzeyinde sürdürüldüğü bu dönemde de Türkiye’nin bölgedeki varlığı azalmamıştı. Uluslararası ilişkilerde genelde devletlerarası ilişkilere bakılır. Oysaki Türkiye ve bölge ülkeleriyle kurulan bağlar, son yirmi yılda devletlerarası ilişkilerin çok ötesine geçmiştir. Türkiye’den pek çok kişi çalışmak amacıyla bölge ülkelerine gelmiş, buralarda iş kurmuş, toplumsal hayata entegre olmuştur. Bunun yanında özellikle eğitim aracılığıyla iki kültürü de yakından tanıyan yeni bir kuşak ortaya çıkmıştır. Ayrıca Türkiye’nin varlığı Türkiye’de üretilen mallar, diziler, şarkılar gibi pek çok olguyla hissedilir düzeyde artmıştır. Önümüzdeki dönemde Türkiye ve diğer ülkeler arasındaki ilişkilerde belirleyici olacak olan da işte bu insanlardır. O nedenle önümüzdeki süreci daha derinlemesine kavrayabilmek için odağımızı insanlara kaydırmakta yarar vardır. 368 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 Şimdiye kadar Orta Asya ve Azerbaycan üstüne Türkiye’de pek çok çalışma yapılmış olmasına karşın, bilgilerin toplanacağı, birikim oluşturulacak kurumsallaşması sağlamada eksik kalınmıştır. Bugün artık bunu, yeni yetişen kuşakla birlikte ve insan odaklı olarak yapmak yerinde olacaktır. Bunu uygulamak derin bir kavrayış gerektirdiğinden aslında güç bir görevdir. Ancak bu yirmi yıllık süreçte ortaya çıkan kuşak, bunun için bulunmaz bir kaynak yaratmaktadır. Bu kuşak, var olan sorunları saptamayı ve çözüm üretmeyi kendi varoluşunun da bir parçası olarak görme avantajına sahiptir. Böylelikle dinamik yapılar içinde önümüzdeki dönemde sorun ve çözümleri daha derinden kavrayan arayışlara girişilebilir. Bu ilişkiler artık kesinlikle karşılıklılık ilkesine dayalı olarak yürütülmelidir. Bağımsızlığın ilk yıllarında dahi tepki çeken Türkiye’nin “ağabeylik rolü”, yirmi iki yıllık bağımsızlıktan sonra artık bölge ülkeleri için tamamen karşılıksız kalmaya mahkum bir tavır haline gelmiştir. Tüm cumhuriyetleri dilleri, kültürleri, tarihleri, insan kaynakları ve ekonomik değerleriyle eşit ve ortak olarak görmek şarttır. Kişisel düzeydeki ilişkilerde dahi bunu dikkate alarak, bundan sonraki adımların kimliklere karşılıklı saygıyla atılması bugün çok daha geçerlilik taşımaktadır.

  • Поделиться статьей:
  • image
  • image
  • image
  • image