6 Mayıs 2019’da, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde, Orta Asya  Araştırma Merkezi’nin desteği, üniversiteden profesörlerin ve öğretmenlerin katılımı ile

05 Nisan 2019

Doç. Dr. Yunus Emre Gürbüz

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde “7 Nisan Halk Devrimi Anma Günü” düzenlendi.

12 Mart 2019

Doç. Dr. Yunus Emre Gürbüz

12 mart 2019’da ORASAM bünyesinde gerçekleşen seminerde, KTMÜ Orta Asya Araştırmaları Merkezi Başkanı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Emre Gürbüz, “Hindistan İzlenimleri” adlı sunumunu gerçekleştirdi.

Bu kitapta yaşlılık, nüfusun yaşlanması ve yaşlı ayrımcılığı konuları ele alınarak;

15 Kasım 2018

Dr. Altınbek COLDOŞOV

15 Kasım 2018’de ORASAM bünyesinde gerçekleşen seminerde, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Öğretim Görevlisi Dr. Altınbek Coldoşov, “Kırgızistan’da Medreselerin Gelişimi, Kurumsallaşması ve Rolü” adlı çalışmasının sunumunu yaptı.  Akabinde soru-cevap şeklinde devam eden seminerden önemli bilgiler elde edildi.

15 Şubat 2018

Dr. Alexander Wolters

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ) Orta Asya Araştırmaları Merkezi (ORASAM) seminer düzenledi.

ORASAM’ın seminerler dizisinin 14 Şubat 2018’deki konuğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Bişkek Akademisi Müdürü Dr. Alexander Wolters oldu.

Seminer, ORASAM Başkanı Doç. Dr. Yunus Emre Gürbüz’ün konu ve konuşmacı hakkında bilgi verdiği açılış konuşmasıyla başladı.

Konuşmacı Dr. Alexander Wolters “Bir Kuşak, Bir Yol Projesi ve Kırgızistan” konulu İngilizce sunumunda Çin’den başlayıp Kırgızistan’dan da geçerek Avrupa’ya kadar uzanacak olan yollar hattıyla ilgili bilgi verdi. Çin’in bu işe milyar dolarla ölçülen çok yüksek miktarlarda kaynak ayırdığını söyleyen Alexander  Wolters, 2016’da başlayan yeni bir proje gibi sunulan bu projenin altyapı yatırımlarının aslında Çin tarafından Orta Asya’da çok daha öncesinden yapılmakta olduğunu belirtti. Wolters, demiryolu hattının bu proje içinde önemli bir yeri olduğunu, ancak projede bununla beraber, tarım ve enerji gibi farklı sektörlere yatırımların da bulunduğunu anlattı.

05 Ocak 2018

Dr. Azamat Temirkulov

 13 Aralık 2017 tarihinde düzenlenen seminerde siyaset bilimi doktoru Azamat Temirkulov ‘Kırgızistan’ın Yeşil Gelişim Modeli’ adlı rapor okudu. Yaptığı konuşmada ülkenin gelişmesi için önerilmekte olan birkaç projelerin üzerinde durdu.

Konuşmacıya göre, Kırgızistan komşu ülkelere nisbeten sınırlı doğal kaynaklara sahip bir ülke olduğundan dolayı ancak güzel doğasını kullanarak gelişebilir. Bizim en önemli avantajımızın temiz bir çevre, temiz hava ve su olduğunu belirtti.

 ‘21.yüzyılda zengin ülke olarak güzel doğasına sahip olan ülkeler sayılır. Kırgızistan bu anlamda çok önemli yerdedir. Fakat biz doğal kaynakları bilinçsizce kullanmaktayız. Her yıl ormanlarımızın % 4, buzulların elli yıl sonra % 50 oranında azalması öngörülmektedir. Böyle zararlı etkilerden kurtulmanın tek yolu dağlarımızı ağaçlandırmaktır. Örneğin, 2000 metrelik yüksekliğe kadar ceviz ve meyve ağaçları, daha yükseklere çam ağaçları dikilmelidir.’

 Konuşmacı böylelikle turizm sektörünün de gelişiceğini belirtti. Eğer turizmden elde edilen gelir devlet bütçesinin %30 oranına yükselirse ekonomi iyi bir şekilde gelişir. Azamat Temirkulov Kırgızistan’ın dağlarında rodos ve termal sunun bulunduğu yerlere sağlık tesislerini kurma,  organik taze meyve ve sebze yetiştirme ve ağaç işleme sanayisininin gelişimi üzerinde ilginç bir söyleşi yaptı.

 

25 Aralık 2017

Özbekistan Cumhuriyeti‘nin Kırgızistan’daki Büyükelçisi - Komil Rashidov konuk olarak davet edildi. 2013 yılında büyükelçi olarak görevine başlayan Sayın Büyükelçi çeşitli alanlarda Kırgızistan ve Özbekistan arasındaki işbirliği hakkında konuşma yaptı.

Konuşmasında Büyükelçi, son yıllarda Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki istikrarlı ekonomik ilişkilerin yasal dayanağının güçlendiğini kaydetti. Ona göre, Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki devlet sınırları konusundaki anlaşmanın onaylanması, dış politika konularında özellikle önemli bir belgedir. Her şeyden önce, bu belge karşılıklı saygı ve dostça ilişkilerin eşitliğe dayalı, işbirliği ve iki devlet arasında iyi komşuluk ilişkilerinin daha da güçlenmesine yöneliktir.

Ayrıca, büyükelçi Kırgız-Özbek ticari ve ekonomik ilişkilerin dinamik gelişimin vurguladı ve 2017 geçmiş döneminde iki ülke arasındaki ticaret hacmi % 60 oranında artarak 170 milyon dolara eriştiğini hatırlattı. Ona göre, Özbekistan ve Kırgızistan ticarette birbiri için önemli ortaklar olarak kabul ediliyor. Günümüzde, bu ilişkileri sağlamlaştırmak için elverişli bir atmosfer yaratılmıştır ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliğinin ölçeğini genişletmek için her fırsat bulunmaktadır.

Buna ek olarak, ülkelerin verimli ulaşım yollarının bölgede geliştirmeye yönelik iş yürütmekte olduklarını, ticaret ve ekonomi, ulaştırma ve haberleşme sektörlerinde işbirliğinin geliştirilmesi için önemli olan Kırgızistan üzerinden Özbekistan’ı Çin'e bağlayan ‘Andican-Oş-Kaşgar’ demir yolunun inşaasının önemini de vurguladı.

Bugüne kadar, çeşitli alanlarda Özbekistan ve Kırgızistan arasındaki işbirliğinin yasal çerçevesini hızlandırmak için 154 anlaşma ve düzenleme bulunmaktadır. Bütün anlaşmalar ülkelerin toprak bütünlüğünü, iki ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini güçlendirmek ve ilişkileri her alanda geliştirmek  amaçıyla oluşturulduğunu belirtti.  Seminer programı, öğrencilerle soru-cevap interaktif bölümüyle tamamlandı.

19 Ekim 2017

Doç.Dr. Yunus Emre Gürbüz

Giresun Üniversitesi'nde KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Sebahattin Balcı’nın Başkanlığını yaptığı Merkezi Asya Üniversiteler Birliği’nin (MAÜB) Yönetim Kurulu kararı ve desteğiyle Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama Merkezi (KARASAM) ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi  tarafından “Türkiye – Rusya İlişkileri” alt başlığı ile "7. Uluslararası Karadeniz Sempozyumu" gerçekleştirildi.

MAÜB Genel Sekreterliğini de yürüten ORASAM Başkanı Doç. Dr. Yunus Emre Gürbüz “Osmanlı ve Rusya arasındaki Prut ve 1768-1774 Savaşlarının Günümüz Tarih Eğitimindeki Yeri: Türkiye ve Rusya Ders Kitaplarının Karşılaştırmalı Analizi” başlıklı bir bildiri sundu. Bildirisinde Doç. Dr. Gürbüz kısaca şunları söyledi: “Osmanlı ve Rusya arasındaki ilişkilerin 1491 yılında başladığı kabul edilmektedir. Rusya ile Osmanlı’nın geniş topraklarda hüküm sürmüş olması, onları zaman zaman çıkar çatışmaları içine de sokmuş ve bu uzun süre zarfında iki devlet arasında dokuz büyük savaş yaşanmıştır. Aslında 525 yıllık bir süreden söz ederken yaşanan savaş sayısının dokuzda kalması, bu tarihsel sürecin büyük kısmında diplomasi ile çatışmaların engellenebildiğini göstermektedir; demek ki diplomasi tecrübesinin savaş tecrübesinden fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bugün bize düşen, savaşların altındaki gerçek nedenleri bulmak, bunların yeni yetişen kuşaklar tarafından anlaşılarak çatışmaların nedenleri ve çözümlerini doğru yerde aramalarını sağlamaktır.”

Konuşmasında, bugün her iki ülke arasında bir yakınlaşma olsa da bilinç altımızda tarih derslerinde verilen bilgilerin olduğunu ve bunların anlaşmazlıkların gerçek nedenleri ya da nasıl çözüldüğünden ziyade düşman algısını güçlendirmek için yazıldığını belirtti. Türkiye’deki ders kitaplarında Rus yayılmacılığının öne çıkarıldığını, Rusya ders kitaplarından ise, Rusya’nın kendini koruma zorunluluğundan savaşların çıktığını ifade ederek, bu yargılar yerine çözüm odaklı bir anlayışla, çıkan sorunları diplomasi yoluyla giderebilecek kuşakların yetiştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. İki ülke de birbirine komşu olmaya devam edeceğinden ikili ilişkilerin iki tarafın hassasiyetlerini dikkate alan ve iki tarafından da kazançlı çıkacağı bir düzleme taşınması gerektiğini vurguladı.

 

19 Mayıs 2017

Yrd.Doç.Dr. Harun Ceylan

Doğum oranlarının azalması ve yaşam süresinin uzamasıyla birlikte dünya nüfusu hızla yaşlanmaktadır. Genel nüfus içinde yaşlıların oransal ve sayısal olarak artışını ifade eden bu süreç "yaşlılık" olgusunu sosyal politikaların merkezine taşımaktadır.

Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere nüfusun yaşlanması sorunuyla görece daha erken dönemde karşılaşmış olan ülkeler olmak üzere bugün dünya genelinde nüfus politikalarını belirleyen temel unsur nüfusun yaşlanmasıdır.

Her ne kadar Çin ve Hindistan gibi nüfus artışını kontrol etmek için politika geliştiren ülkeler mevcutsa da özellikle gelişmiş Batı toplumlarında önemli bir sorun olarak ortaya çıkan nüfusun yaşlanması sorununa karşı devletler nüfusu artırmaya yönelik politikalar uygulamaktadır. Ancak bu politikaların da yeterli olmadığı, gerek nüfus artış hızını kontrol etmek isteyen ülkelerde gerekse nüfusunu artırmak isteyen ülkelerde devletlerin istenen sonucu alamadıkları ve toplumsal dinamiklerin devletin uyguladığı sosyal politikalardan daha belirleyici olduğu görülmektedir.

Bu anlamda ülkelerin nüfus politikalarındaki farklılaşmanın temelinde ne vardır? Toplumsal bir sorun olarak ortaya çıkan demografik yaşlanmanın önüne geçmek mümkün müdür? , devletin ve toplumun geleceği açısından nüfusun yaşlanması ne gibi riskler barındırmaktadır? Gibi soruların önemi giderek artmaktadır. Zira bu süreci devlet ve toplumun geleceğinin nüfusun geleceğinden bağımsız olarak ele alınamayacağının bir göstergesi olarak değerlendirmek mümkündür.